7/05/2011

Gece Bitkilerinden

gece bitkilerinden korkuyorum,
hayır, geceleri bitkilerden!
gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
bana açtığın her telefon.

iki kalp arasında en kısa yol:
birbirine uzanmış ve zaman zaman
ancak parmak uçlarıyla değebilen
iki kol.


an ki fıskiyesi sonsuzluğun
keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya

Ne kadar güzel yazabilirse bir insan, iki kat daha güzelini yazıyor.
Kendisi ile aynı sokakta oturmuş olmanın verdiği bir çekim de var tabi...

7/02/2011

Tadaima

Döndüm ve heyecandan ne yazacağımı unuttum...

Şaka bir yana üzerimde hümanist olmanın verdiği bir şişkinlik var. Bir takım şeylerin farkına vardığımdan beri benimle beraber. Örneğin, rakunların yiyeceklerini yıkarayarak yediğinin, Luigi'nin gerçekten canlı olduğunun, kimsenin 2. şansı haketmediğinin farkına varmak gibi.. 3. lafımından ergenlik sızdığının farkındayım... Zaten asıl şişkinliğin sebebi de ne yazık ki o. Ve ne yazık ben bir ergenim. Hala aynı paradoks havuzunda gibiyim. Yine olsa yine aynı hatayı yaparım gibi. Her neyse böyle olmamaya çalıştım, olmadı.

Saflığımı da siz sevgili okuyucularıma hümanizm diye yutturmaya çalıştım. Oldu mu? Olmadı. Bir işi daha elime yüzüme bulaştırdım ve gidiyorum.

"okaeri"

5/09/2011

DURAN DURAN


"Wild boys (wild boys!) never lose it wild boys (wild boys!!) never chose this way
Wild boys (wild boys!!) never close your eyes wild boys always shine"

5/08/2011

luuluu

Luiginin babası şöyle de böyle. Babalığın B'sini bilmez. Bugünün önemini de bilmez. Kimse de ona bildiremez.
Yine de boyutlar arası en harika çocuğu o olmasa alamazdım. O kafesi taşımalıydı ben de şımarıkça evladımı tutmalıydım...
Luuluu'mu her zaman her şeyden çok seviyorum. Onunla uyuyorum, evin içinde yürüyüşe çıkıyorum, film izliyorum. Yapamadığım tek şey müzik dinlemek. Saatler boyu müzik dinlemeye katlanamıyor. Babasına çekmiş sanırım.
Haftada bir onu karşıma alıp -bütün alerjik tepkimelerimi sağa sola savurarak- anne&oğul konuşması yapıyoruz. Ona kızlarla arasını sorup, çok fazla yememesi gerektiğini söylüyorum. "Hiç bir hanımefendi göbekli bir flört istemez" diyorum. O ise, vejetaryen olduğunu söyleyip paçayı kurtarıyor. Bir süre sonra duygusallaşıyorum. Benimle hep aynı tonda konuşmasını, her sabah beni uyandırmasını, aşırı tüy dökmesini bile sevdiğimi itiraf ediyorum.
Sonra kendimden bahsetmeye başlıyorum. Ders çalışamıyor oluşumdan, durmadan sıkıldığımdan ve çok dengesiz olduğumdan yakınıyorum. Cevap vermesini beklemeden başka dertlerime geçiyorum. "İzlemek istediğim binlerce dizi birikti, kuzum" diyorum. Biraz daha düşünüp "Peki ya bunca yalayıp yutmak istediğim müzik, film ne olacak?" diye bağırıyorum. Sonra sakinleşince, eküriden bahsediyorum. Okulda onunla ne kadar gülüp ardından nasıl hemen uyuyabildiğimizi anlatıyorum. Dedikodu yapıyorum sonra. Şu şununla şurada şunu yapmış diyorum. Tepkisiz kalıyor, hatta ben harıl harıl konuşurken horul horul uykuya daldığı bile oluyor. Yine babasına çekmiş sanırım.
Konuşma en fazla 40 dakika sürüyor. Çünkü suratım yanmaya ve kızarmaya başlıyor. Ben ölümüne yanan suratımı banyoda yıkamaya gidiyorum. O da kafesine dönüyor. Ona böylesine ciddi bir alerjim olduğunu bilmemeli. Minik çocuklar bu tür konularda hassastırlar...
Anneler günüm kutlu olsun.
Anniş değeri bilmeyenlere de kafam girsin.

5/07/2011

Unfinished Business

Yazdan beri bu kadar mutlu olmadım ben. Yapamamışım resmen. Yapamam da bu saatten sonra. Eğer elime bir fırsat geçer de yapabilecek olursam, yine yapmam.